Boş arama ile bulunan sonuçlar
- Muğla Türkçe Dijital Kitapçık | e-zeytinrotası
Muğla'da neler yenir, nereler gezilir, neler alınır, sorusuna cevap veren dijital kitapçık (Türkçe) Next Next Next
- Edebi ve Sanatsal İçerik | e-zeytinrotası
Şehirlerimizde ki türküler, türkülerin hikayeleri ve manilere yer verilmiştir. Edebi ve Sanatsal İçerik Sitemizin bu bölümünde zeytin rotası üzerindeki şehirlerimizin türkülerini ve hikayelerini, manilerini derleyip sunduk AYDIN Türkü Eklemedir Koca Konak Muhammed Ensar Bülbül 00:00 / 02:04 Türkünün Hikayesi Kültürel açıdan fazlaca aşina olduğumuz ve çok değer verdiğimiz bir türkü olan Eklemedir Koca Konak türküsü; Ahmet Yamacı ve Kemal Kazdağı tarafından derlenerek notaya alınmıştır. Eklemedir Koca ''Kavak'' olarak da bilinen ve söylenen bu türkünün güzelliği, çeşitli bölgelerin yine bu türküyü kendilerine mal etmelerine sebep olmuş ama repertuarda Aydın bölgesine ait olduğu da bilinmektedir. Eklemedir Koca Konak hikayesi ise şu şekildedir; Rivayete göre; bir beyefendi, 19. Yüzyıl içerisinde, günümüz coğrafyasında, İstanbul'dan Denizli ilinin bir ilçesi olan Buldan'a göç eder. Bu beyefendi Buldan'a, inanılmaz güzellikte bir konak yaptırır. Aydın Paşası'nın kulağına kadar bu konağın namı gider. Paşa, kendi adamlarını Buldan'a göndererek; konağın incelenmesini ve kulağına geldiği gibi çok gösterişli ve kendi konağından daha güzel ise, bu konağı yakarak yıkmalarını emreder. Paşanın adamları aldıkları emir üzerine intikal ederler ve konak sahibi Bey'in konağını yakarlar. Konağından asla vazgeçemeyen beyefendi ise, daha sonra bu konağa çeşitli eklemelerde bulunarak, mevcut konağını kurtarmak için çabalar. Bölge halkı ise bu duruma şahit olarak, olayı türkülere dökerler. Mani Pampır gelir Aydın’dan Garlı dağın ardından Yörük çoban ne bilir Bu sevdanın dadından MANİSA Türkü Sendeki Kaşlar Melis Ezgin 00:00 / 01:32 Türkünün Hikayesi Manisa yöresine ait “Sendeki Kaşlar” türküsü, kaynağı sözlü kültüre dayanan anonim bir halk türküsüdür ve belirli bir kişi ya da yazılı bir olay kaydına bağlanmaz. Türkü, derin bir hayranlıkla başlayan fakat kavuşma imkânı bulunmayan bir sevdayı konu alır; sözlerde sevgilinin kaşları üzerinden yapılan betimleme, halk edebiyatında güzelliğin ve gönlü yaralayan çekiciliğin sembolü olarak kullanılır. Anlatıcı, sevdiğine duyduğu ilgiyi açıkça dile getiremez; bakışlarla, ima yoluyla ve içten gelen bir sitemle konuşur. Bu durum, dönemin Manisa ve çevresindeki toplumsal yapıyı, özellikle aile baskısını ve gençlerin duygularını doğrudan ifade edemediği geleneksel yaşamı yansıtır. Türküdeki hüzünlü anlatım, sevgilinin farkında olmadan gönül yakmasını ve âşığın sessizce çektiği acıyı vurgular. Bu yönüyle “Sendeki Kaşlar”, tek bir aşk hikâyesinden ziyade, Ege insanının içli, ağırbaşlı ve derin duygularını yansıtan; zamanla farklı varyantlarla söylenmiş, ama özündeki sitem ve hayranlık duygusunu korumuş bir Manisa türküsüdür. Mani Ak üzümün salkımı Benim yârim saklı mı? Saklı ise çıkarın Kaybederim aklımı BALIKESİR Türkü Edremitin Gelini Yasemin Uğurlu Bülbül 00:00 / 02:04 Türkünün Hikayesi Fatma, Edremit'in varlıklı bir ağasının güzeller güzeli kızıdır. Ali ise yakışıklı ve çalışkan bir yiğittir. Birbirlerine aşık olan Fatma ve Ali, gizlice görüşmeye başlarlar. Aşkları büyüdükçe evlenmek isterler. Fakat Fatma'nın babası, kızını Ali gibi fakir bir delikanlıya vermeyi kabul etmez. Fatma ve Ali, babanın engelini aşmak için kaçmaya karar verirler. Bir gece yarısı, Edremit'ten bir gemiye binerek Bursa'ya doğru yola çıkarlar. Gemideyken Fatma hastalanır ve hayatını kaybeder. Fatma'nın ölümüne dayanamayan Ali, sevdiği kadının cansız bedenini denize atar ve Edremit'e geri döner. Acı ve keder içinde yaşayan Ali, kısa süre sonra da tüberküloz hastalığına yakalanır ve vefat eder. Edremit'in Gelini türküsü, Fatma ve Ali'nin trajik aşk hikayesini anlatan ve Ege Bölgesi'nde en çok sevilen türkülerden biridir. Türküde Fatma'nın güzelliği, Ali'nin acısı ve iki gencin trajik sonu duygusal bir dille dile getirilir. Edremit'in Gelini türküsü, sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda ezilenlerin ve kaderine mahkum olanların da hikayesidir. Mani Bahar geldi gül açtı Yaşmak aldıramazsın. Bülbüller yuvadan uçtu Alıp dolduramazsın BURSA Türkü Zeytinyağlı Yiyemem Ama Pelin Küssen Osmanoğlu 00:00 / 02:00 Türkünün Hikayesi Bursa yöresine ait olan ve 2 Kasım 1954’te İhsan Kaplayan’dan derlenerek Muzaffer Sarısözen tarafından kayıt altına alınan bu türkü, anlatıldığına göre yalnızca bir halk ezgisi değil, aynı zamanda 2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan büyük bir dönüşümün sembolü hâline gelir; 1947’de önerilip 1948–1951 yılları arasında uygulanan Marshall Planı kapsamında Türkiye dâhil 16 ülkeye sunulan ABD kaynaklı ekonomik yardım, görünürde kalkınmayı amaçlarken, gerçekte ABD’nin mısır fazlasını eritme stratejisinin bir parçası olur ve şartlardan biri Türkiye’nin mısırözü yağı satın almasıdır; bu süreçte ülkede ilk margarin fabrikası kurulur, yüz binlerce zeytin ağacı sökülür, kalan ağaçlardan elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD’ye satılırken halk mısırözü yağına ve katı yağlara yönlendirilir; zeytinyağını seven toplum, “ısıtılınca kanser yapar” gibi bilimsel temeli olmayan söylemlerle ondan soğutulur, oysa zeytinyağı en yüksek dumanlaşma derecesine sahip yağlardan biridir; yetmezmiş gibi, bugün halkla ilişkiler çalışması denebilecek yöntemlerle “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman” sözleriyle türküleştirilen bir algı yaratılır ve bu ezgi ülkenin en popüler türkülerinden biri hâline gelir; katı yağa mahkûm edilen halk, 20–30 yıl içinde bir kaşık yağa muhtaç duruma düşerken, basma giyen kadınlar da zamanla sentetik giysilerle tanıştırılır ve böylece bir türkü, bir dönemin ekonomik, kültürel ve toplumsal dönüşümünün hikâyesine dönüşür. Mani Bursa'nın kestanesi Bir kilo birtanesi Benim sevdiğim kişi Bir evin birtanesi MUĞLA Türkü Çökertme Hakan Cabuş 00:00 / 02:11 Türkünün Hikayesi Bodrum’un eski zamanlarında, mertliği ve yiğitliğiyle tanınan Halil Efe ile can dostu İbrahim Çavuş, yokluk içindeki halkın sevgisini kazanmış iki yakın arkadaştır; geçimlerini Yunan adalarına tütün götürüp karşılığında içki ve kahve getirerek sağlarlarken, Halil Efe güzelliğiyle ün salmış, çakır gözlü Gülsüm’e sevdalıdır ve bu aşk tüm kasabanın bildiği bir gönül birliğine dönüşür. Ancak kibri ve otorite hırsıyla tanınan Çerkes Kaymakam, halktan gelen kışkırtmalarla bu iki yiğidi yakalamak için bir tuzak kurar; Halil Efe her ne kadar durumu sezerek iniş yerini Aspat yerine Bitez Yalısı olarak duyursa da, fırtınalı ve sisli bir gecede kader onları gerçekten Bitez Yalısı’na sürükler. Karaya çıkar çıkmaz kurulan pusuda Halil Efe ve İbrahim Çavuş kurşunlanarak öldürülür, Bodrum halkı ve özellikle Gülsüm derin bir yasa boğulur. Bu acı olaydan geriye ise Halil Efe’nin yiğitliğini, Gülsüm’ün gözlerini ve yaşanan haksızlığı anlatan, “Çakır da gözlü Gülsüm’ümü Çerkes Kaymakam aldı” dizeleriyle hafızalara kazınan bir türkü kalır. Mani Zeytin yaprağın dökmez Hayalin önümden gitmez Annem gözün kör olsun Senin yaptığın kimseler yapmaz İZMİR Türkü Evlerinin Önü Mersin Selda Arslan 00:00 / 04:37 Türkünün Hikayesi “Evlerinin Önü Mersin”, İzmir yöresine ait anonim bir halk türküsüdür ve temelinde kavuşamayan bir aşkın hikâyesi yer alır. Türkü, sevdiği kişiye ailesel ve toplumsal engeller nedeniyle ulaşamayan bir gencin duygularını anlatır. Sevenler aynı mahallede yaşamalarına rağmen birbirlerine açılamaz; bakışlarla yetinen, sessiz ve sabırlı bir bekleyiş hâkimdir. Türküde geçen mersin ağacı, sevilen kişinin evinin önünde yer alan, her mevsim yeşil kalan bir simge olarak karşımıza çıkar. Bu ağaç, hem umudu hem de bitmeyen özlemi temsil eder. Genç, sevdiğinin evinin önünden geçerken konuşamaz ama içindeki acıyı ve hasreti bir ezgiye dönüştürür. Söylenen sözler, yaşanan ayrılığın ve sitemin sade ama etkili bir ifadesidir. Zamanla bu kişisel hikâye anonimleşmiş, türkü dilden dile aktarılarak Ege insanının aşk, hasret ve kader karşısındaki duygularını yansıtan ortak bir anlatıya dönüşmüştür. Bu yönüyle “Evlerinin Önü Mersin”, sadece bir aşk hikâyesi değil, kavuşamayan herkesin duygusunu taşıyan güçlü bir halk türküsüdür. Mani Zeytinyağ şişesini Doldur yarim akmasın Gözlerine tembih et Başkasına bakmasın ÇANAKKALE Türkü Çemberimde Gül Oya Bilgem Uygun 00:00 / 03:29 Türkünün Hikayesi Çemberimde Gül Oya türküsü Çanakkale yöresine ait bir türküdür. Türkünün sözleri Kamil Nizam Bigalı tarafından yazılmış ve Ahmet Yamacı tarafından derlenmiştir.Türkünün hikayesi sonu hasretle, hüzünle biten bir aşk hikayesidir. Zaten aslında türküyü büyük yapan da aşıkların kavuşamamalarıdır. Çanakkale, Biga ilçesinde yaşayan Zarife ve Ümit bu aşk hikayesinin baş aktörleridir.Zarife ve Ümit birbirlerini çok sevseler de, Zarife'nin ailesinin siyasi görüşleri ile Ümit'in görüşlerinin uyuşmaması onlar için büyük bir engel oluşturmuştur. Zarife'nin babası evlenmelerine karşı çıkmıştır.Zarife, ailesi ile sevdalısı arasında bir seçim yapmak zorunda kalmış ve ailesinin yanında kalmayı seçmiştir. Ama aralarındaki aşk hiç bir zaman azalmamıştır.Zarife evde sürekli sessiz şekilde oturmakta ve oya işlemektedir. İşlediği oyalarla da sitemini, aşkını, hüznünü, özlemini ailesi ve çevresindekilere yansıtmaya çalışmıştır. Ümit'in siyasi olaylar sebebiyle hapishaneye düşmesi ile kavuşmaları artık neredeyse imkansız hale gelmiştir. İşte bu türkü de kavuşamayan bu iki aşığın, birbirlerine duydukları hasret üzerine Zarife'nin hislerini işlediği oyalardan esinlenip yazılmıştır. Mani Gelibolu'ya girerken Sağ tarafta karakol Öp babamın elini Babamın damadı ol YALOVA Türkü İndim Havuz Başına Muhammed Ensar Bülbül 00:00 / 02:18 Türkünün Hikayesi “İndim Havuz Başına” türküsü, Orta Anadolu ve İç Ege yörelerinde yaygın olarak bilinen, kaynağı sözlü kültüre dayanan anonim bir halk türküsüdür ve belirli bir kişiye ya da tekil bir olaya bağlanmaz. Türkü, kavuşulamayan veya karşılık bulamayan bir aşkın etrafında şekillenir; havuz başı ise eski Anadolu yaşamında gençlerin bir araya gelebildiği, bakışların ve duyguların sessizce konuştuğu kamusal ama duygusal açıdan mahrem bir mekân olarak karşımıza çıkar. Anlatıcı, sevdiğini görebilme umuduyla havuz başına inerken, bu bekleyiş çoğu anlatımda hüzün, özlem ve içe kapanan bir kırgınlıkla sonuçlanır. Sözlerde yer alan su, gece ve ay ışığı gibi imgeler, halk edebiyatında arınmayı, sabrı ve iç dünyadaki sızıyı simgelerken, sevgiliye kavuşamama durumu kader, aile baskısı veya toplumsal engellerle açıklanır. Türkü, bu yönüyle bireysel bir aşk hikâyesinin ötesine geçerek, Anadolu insanının duygularını açıkça dile getiremediği, içe atılmış sevgiyi ve sessiz acıyı yansıtır; bu nedenle kuşaktan kuşağa aktarılmış, farklı varyantlarla söylenmiş olsa da taşıdığı hüzünlü ve içten duygu hiç değişmemiştir. Mani Hey aşıyor aşıyor Süt bakırdan taşıyor Yalova'nın oğlanları Kel kafayı kaşıyor
- Manisa'nın Tarihi | e-zeytinrotası
Manisa şehrinin geçmişten günümüze kadar olan kısa tarihi verilmiştir. Manisa'nın Tarihi Batı Anadolu’nun Lidya bölgesinde yer alan Manisa’nın kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte şehrin kökeni MÖ II. binyıla kadar uzanmaktadır. İlk yerleşimin bugünkü Manisa’nın 7 km doğusundaki Yarıkkaya mevkiinde “Tantalis” adıyla kurulduğu, MÖ XII. yüzyıldaki büyük göçler sırasında yıkıldığı ve aynı bölgede “Sipylos” adlı yeni bir şehrin ortaya çıktığı değerlendirilmektedir. Antik kaynaklara göre şehrin kurucuları, Teselya’dan gelen Magnetlerdir; bunlar önce Menderes kıyısında Magnesia’yı, ardından Sipylos eteklerinde ikinci Magnesia’yı kurmuş ve ayırt etmek için “Magnesia ad Sipylum” adını kullanmışlardır. Bu ad zamanla Türk döneminde Mağnisiye, Mağnisa ve Manisa biçimlerine dönüşmüştür. Manisa, tarih boyunca Hitit, Frig, Yunan, Lidya, Pers, Roma ve Bizans egemenliklerinde kalmış; Malazgirt Zaferi’nden sonra hızla Batı Anadolu’ya yayılan Türk güçleri tarafından kuşatılmıştır. 1300’ler civarında Bizans’ın elinde kalan az sayıdaki sağlam surlu şehirlerden biri olmayı başaran Manisa, Bizans’ın Katalan paralı askerlerinden yardım almasına rağmen savunulamayarak 1313’te Saruhan Bey tarafından fethedilmiştir. Harzemşah kökenli olması muhtemel Saruhan Bey, Manisa’yı beylik merkezi yapmış; donanma kurarak Ege’de seferler düzenlemiş, çevre beyliklerle ilişkiler kurmuş ve elde ettiği zenginlikle cami, medrese, zaviye ve kütüphaneler yaptırarak şehre güçlü bir Türk–İslam karakteri kazandırmıştır. Manisa çevresinde Avşar, Karkın, Salur, Bayat, Çepni, Çavdır gibi birçok Oğuz boyuna ait yer adlarının bulunması, bölgenin yoğun Türk yerleşimi aldığını göstermektedir. Saruhan Bey’in 1346’daki ölümü sonrası beyliğin yönetimi Fahreddin İlyas, Muzaffereddin İshak ve Orhan Bey arasında el değiştirmiş; daha sonra Orhan Bey’in kardeşi Hızırşah iktidarı ele geçirmiştir. 1390’da Yıldırım Bayezit’in Batı Anadolu harekâtı sırasında Hızırşah barış yoluyla Manisa’yı Osmanlılara teslim etmiş; Yıldırım da şehrin yönetimini oğlu Ertuğrul’a vermiştir. 1402 Ankara Savaşı’nın ardından bölgedeki otorite çökmüş; Hızırşah’ın kardeşi Orhan Bey 1403’te bağımsızlık simgesi olarak para bastırmışsa da Timur’un çekilmesiyle yeniden Hızırşah hâkimiyeti sağlanmıştır. Çelebi Mehmet’in 1405–1406 yıllarında Batı Anadolu’da birliği yeniden sağlama harekâtıyla Manisa Osmanlı yönetimine kesin olarak katılmış ve şehir 1919’daki Yunan işgaline kadar 514 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştır. Manisa Büyükşehir Belediyesi. (t.y.). Manisa Tarihi. https://www.manisa.bel.tr/s22_manisa-tarihi.aspx
- Hikaye Anlatıcılığı (Storyteiling) | e-zeytinrotası
e-zeytin rotası, kullanıcıları zeytin rotası üzerinde olan şehirlerdeki gezilecek, görülecek yerleri ve o yörenin yöresel yemekleri hakkında bilgilendirir. Ayrıca o yörenin halk oyunlarını ve edebi eserlerini zeytini baz alarak açıklar. Next Efes'in Hikayesi Efesin Hikayesi Yapay Zeka 00:00 / 02:36 Çok çok eski zamanlarda, bugün Aydın ve İzmir’in arasında kalan o bereketli topraklarda, denizin kıyısına bakan küçük bir yerleşim vardı. Rivayete göre bu topraklara ilk gelenler, cesaretleriyle ün salmış Amazon kadın savaşçılarıydı. Dağların rüzgârı ve denizin sesi arasında bir tapınak kurdular; tanrıçaları Artemis’in adını verdiler bu yere. Yıllar geçti, yüzyıllar aktı. Derken bir gün, deniz aşırı diyarlardan İyonlar geldi. Onlar buranın güzelliğine hayran kaldılar ve küçük yerleşimi bir kente dönüştürdüler. “Efes” dediler adını; bereketin ve ticaretin şehri olacaktı. Efes büyüdü, zenginleşti. Öyle ki dünyanın dört bir yanından insanlar, görkemini görmek için buraya akın etti. Bunda en büyük pay, devasa mermer sütunlarıyla yükselen Artemis Tapınağı’nındı. O kadar görkemliydi ki, antik dünyanın yedi harikasından biri sayıldı. Tapınağın önündeki meydan, sürekli tütsü kokar, dua edenlerin sesleri gün boyu yankılanırdı. Zaman ilerledi, Efes Roma İmparatorluğu’nun gözbebeği hâline geldi. Sokaklar mermerle kaplandı, büyük kütüphaneler, tiyatrolar ve anıtlar inşa edildi. Günün her saati limandan gemi sesleri yükselirdi; uzak ülkelerden tüccarlar gelir, ipekler, baharatlar ve değerli taşlar taşırlardı. Ama Efes sadece ticaretin şehri değildi. İnanca göre Meryem Ana, ömrünün bir bölümünü bu sessiz tepelerde geçirdi. Havari St. Jean, İncil’in satırlarını burada kaleme aldı. Böylece şehir hem kadim tanrıların hem de yeni bir inancın izlerini taşıyan kutsal bir merkez hâline geldi. Fakat hiçbir şehir sonsuz değildir. Zamanla Menderes Nehri’nin taşıdığı kumlar, limanın ağzını doldurmaya başladı. Gemiler artık şehre yaklaşamaz oldu. Ticaret durdu; sokaklardaki kalabalık yavaş yavaş azaldı. Ardından depremler geldi, savaşlar yaşandı… Ve bir gün, koca şehir sessizliğe gömüldü. Yüzyıllar boyunca Efes, toprağın altında uyuyan bir dev gibi unutuldu. Ta ki bir gün, arkeologların kürekleri o eski taşlara dokunana kadar… Bugün Efes yeniden güneşin altında. Celsus Kütüphanesi hâlâ dimdik ayakta, Mermer Cadde hâlâ eski adımların izlerini taşıyor. Şimdi Efes, geçmişin hikâyesini fısıldayan bir şehir. Ona kulak veren herkes, yüzyılların içinden gelen o büyük uygarlığın nefesini hâlâ hissedebilir. Manisa'nın Hikayesi Manisa'nın Hikayesi Mehmet Gürbüz 00:00 / 03:19 Manisa Ovası’nın bereketli topraklarında çok eski zamanlarda, Yund Dağı’nın eteklerinde küçük bir köy varmış. Bu köyün halkı yüzyıllardır zeytincilikle geçinirmiş; fakat köyün ortasında herkesin saygı duyduğu çok yaşlı bir zeytin ağacı bulunurmuş. Derler ki bu ağaç, köy kurulmadan çok önce de oradaymış. Gövdesi çatlamış, dalları rüzgârda türkü söylermiş. Köylüler ona “Ana Zeytin” dermiş; çünkü kimse onun yaşını bilmezmiş. Bir gün köye büyük bir kuraklık gelmiş. Aylarca yağmur yağmamış, tarlalar sararmış, zeytin ağaçları birer birer kurumaya başlamış. Köylüler çaresiz kalmış; ne kadar dua edip su taşısalar da hiçbir şey değişmiyormuş. Köyde Elif adında genç bir kız yaşarmış. Elif, kuruyan tarlaları görünce içi acırmış; her sabah Ana Zeytin’in gövdesine dokunur, “Dayan ana, sen dayanırsan köy de dayanır,” dermiş. Bir gece, rüzgârın uğultusu altında Elif garip bir ses duymuş. Sanki biri ona sesleniyormuş gibi… Dışarı çıkmış, sesin Ana Zeytin’den geldiğini fark etmiş. Ağacın yaprakları hafif hafif kıpırdamış ve bir fısıltı işitmiş: “Toprak susuz değil kızım… Sevgi ister, emek ister. Bir avuç suyu bana değil, köyün toprağına dök.” Elif şaşkınlıkla sabaha kadar düşünmüş. Sabah olduğunda, köylüleri toplamış ve Ana Zeytin’in söylediklerini anlatmış. Köylüler önce inanmamış ama başka çareleri de kalmamış. Herkes elindeki son suyu—kimisi bir testi, kimisi bir tas—ayırıp köyün dışındaki kuruyan toprağa dökmüş. Suyun toprağa değdiği anda rüzgâr hafifçe esmiş, gökyüzü karararak yağmur bulutları toplanmış. O gün başlayan yağmur üç gün üç gece sürmüş. Tarlalar yeniden yeşermiş, kuruyan zeytin ağaçları dirilmiş. Ama en ilginç olan, köylüler geri döndüğünde Ana Zeytin’in dallarının yeni sürgünlerle canlanmış olmasıymış. O günden sonra köy halkı her yıl hasat zamanı ilk zeytini Ana Zeytin’in dibine bırakırmış. Çünkü inanırlarmış ki; Zeytin ağacı sabırdır, berekettir; sevgiyle bakılınca yeniden doğar. Ve Manisa’nın zeytinlikleri, o günden sonra hep bollukla anılmış. Atina'nın Hikayesi Atina'nın Hikayesi Ahmet Ormancı 00:00 / 05:30 Atina şehrinin ismi nereden gelir? Poseidon ve Athena nasıl bir yarışa giriştiler? Athena ve Poseidon yarışırken neler oldu? Bu yarışı kim kazandı? Mitolojide bahsedilen birçok hikaye aslında günümüzde bazı şeylerin isimlendirilmesinin kaynağını oluşturuyor. Şehirler, bazı hayvanlar ve bunların davranışları ya da günümüzde tıpta da kullanılan bazı terimler, mitolojide anlatılan olaylar neticesinde isimlendirilmiş. Topuğumuzun üstündeki tendona Aşil (Achilleus) Tendonu denmesi, horozun sabahları ötmesi, yılanın deri değiştirmesi ya da Mithridatizm (zehire bağışıklı olmak) gibi isimler bu örneklerden sadece birkaçı… Her ne kadar bu hikayeler yazarına göre bazı farklılıklar gösterse de aslında özünde aynı kalmayı başarmışlar. Bunlardan bir tanesi var ki hem iki büyük Olimpos tanrısının mücadelesine değinmiş, bunun ardından atın ve zeytin ağacının ortaya çıkışına vesile olmuş, sonunda da bir şehrin isimlendirilmesiyle son bulmuş. Tabii ki Athena ve Poseidon’un mücadelesinden bahsediyoruz. Antik çağların en önemli şehirlerinden olan Attika’nın ilk kralı olarak bilinen Kekrops, hüküm sürdüğü kenti de kendi adıyla adlandırmaya başlar. Kent Kekropia adıyla adlandırılır. Fakat bu güzel, bereketli şehir Olimpos tanrılarının dikkatinden kaçmaz ve böylesine güzel bir şehrin kendi adlarıyla anılmasını isterler. Tabii aynı zamanda kentin koruyucu tanrısı da olacaklardır. Bu iş için Olimpos’tan birçok tanrı ve tanrıça talip olur. Ancak bunların arasında ikisi vardır ki diğerlerinden daha hevesli ve isteklidirler. Bir tarafta denizlerin ve depremin tanrısı, Zeus’un kardeşi ve Olimpos’un 3 büyük tanrısından biri olan Poseidon; diğer tarafta ise Zeus’un kafasından doğmuş, Zeus ile Metis’in kızı, akıl, bilgelik, sanat tanrıçası Athena… İki büyük, söz sahibi tanrı ve tanrıça bu kente talip olunca tabii karar vermek de çok kolay olsa gerek. Dolayısıyla Zeus’a giderler. Zeus da bir yarışma düzenlemeye karar verir. Her kim kent için daha faydalı bir şey yapacak olursa, bundan sonra kentin onun olacağını söyler. Tabii hangi hediyenin daha iyi olduğuna da kentin halkı karar verecektir. Yani bir seçim yapılacaktır. İlk olarak Poseidon hediyesini vermek üzere yüksek bir yerde kayaya çıkar. Triton olarak adlandırılan üç uçlu yabasını kayaya vurduğunda yer sarsılır, yarılır ve su çıkar. Kentin su ihtiyacını sonsuza dek giderdiğini düşünür. Ancak bu su denizin tuzlu suyudur. Ya da farklı anlatımlara göre de Poseidon asasını yere vurduğunda yer yarılır ve at ortaya çıkar. İnsanlara ulaşımda, tarımda, savaşta benzersiz faydalar sağlayacak olan bir canlı. Hatta daha sonra Poseidon’un simgelerinden birisi de attır. Belki de bu at Troya Atı’dır. Sıra Athena’ya geldiğinde ise asasını yere vurur. Yer yarılır ve bir zeytin ağacı ortaya çıkar. Poseidon gibi ihtişamlı bir şov yapmaz belki ama insanların gıda ihtiyacını karşılayabilecek, hem de sağlıklı bir şekilde karşılayabilecek zeytinin ağacını ortaya çıkarır Athena. Kimilerine göre Olimpos tanrılarının, kimilerine göre kent sakinlerinin seçimi sonucu zeytini insanlara veren Athena seçilir. Zeytin ağacından elde edilebilecek ürünlerin insanlığa daha faydalı olduğuna kanaat getirir seçimi yapanlar. Bu seçimden dolayı öfkelenen Poseidon, şehrin üzerine büyük bir sel gönderip büyük zararlar verir. Ancak ne olursa olsun nu büyük yarışın kazananı akıl ve bilgelik tanrıçası olan Athena olmuştur. İşte bu andan itibaren şehir de artık Athena’nın adıyla adlandırılmaya başlanır. Yunanistan’ın başkenti olan Athens yani Atina…
- Bursa İngilizce Dijital Kitapçık | e-zeytinrotası
Bursa'da neler yenir, nereler gezilir, neler alınır, sorusuna cevap veren dijital kitapçık (İngilizce) Next
- İzmir'in Tarihi | e-zeytinrotası
İzmir şehrinin geçmişten günümüze kadar olan kısa tarihi verilmiştir. İzmir'in Tarihi Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos (Yamanlar) Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü. Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır. 1955'ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün katkıları büyük olmuştur. Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler genelde, ki bunlar Troya Savaşlarından sonra kurulan Aiol, İon ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar; Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenlilerden olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı takdirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı'nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde yer aldı. M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı. İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (t.y.). Tarihçesi. https://izmir.ktb.gov.tr/tr-91057/tarihcesi.html
- Sesli yol arkadaşım | e-zeytinrotası
Görme engelli vatandaşlarımız için Dijital Kitapçıklarımızı seslendirdik. Sesli Yol Arkadaşım Sitemizin bu bölümünde görme engelli vatandaşlarımıza özel dijital kitapçık için sesli rehber oluşturduk. Muğla 00:00 / 05:46 Balıkesir 00:00 / 05:49 Aydın 00:00 / 05:22 Çanakkale 00:00 / 05:36 Manisa 00:00 / 05:45 Bursa 00:00 / 05:00 İzmir 00:00 / 05:22 Yalova 00:00 / 05:13
- Aydın'ın Tarihi | e-zeytinrotası
e-zeytin rotası, kullanıcıları zeytin rotası üzerinde olan şehirlerdeki gezilecek, görülecek yerleri ve o yörenin yöresel yemekleri hakkında bilgilendirir. Ayrıca o yörenin halk oyunlarını ve edebi eserlerini zeytini baz alarak açıklar. Aydın'ın Tarihi Büyük Menderes Havzası, elverişli iklimi ve bereketli toprakları sayesinde tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış; Aydın da bu kültürel süreçte önemli bir merkez olmuştur. Bölgede yapılan araştırmalar, yerleşimin kökenini Beşparmak Dağları’ndaki kaya resimleriyle günümüzden 10 bin yıl öncesine, Aydın kent merkezindeki Deştepe (Dedekuyusu) Höyüğü ile MÖ 4500’lere kadar götürmektedir. Hitit kaynaklarında “Seha” Nehri (Büyük Menderes) çevresi ve “Lukka” ülkesi olarak anılan bölgede Efes, Milet, Priene, Alinda ve Alabanda gibi şehirlerle birlikte Aydın (Tralleis) de önemli bir yer tutmuştur. Tralleis’in Argoslu ve Trakyalı kavimlerce kurulduğu, MÖ 8–7. yüzyıllarda Trakyalı göçmenlerin bölgeye yayıldığı bilinmektedir. Kent, Persler, Spartalılar, Büyük İskender ve Hellenistik krallıklar arasında el değiştirmiş; Roma döneminde deprem sonrası Augustus tarafından onarılmış ve “Caesarea” adını almıştır. Bölgede Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Tralleis, 12. yüzyılda Türklerin eline geçmiş; 1282’de Menteşe Bey tarafından alınmış, daha sonra Aydınoğulları’na geçmiş ve 1426’da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde sancak, eyalet ve vilayet merkezi olan Aydın; 1919’da Yunan işgaline uğramış, 7 Eylül 1922’de kurtarılmıştır. Türkler kente “Güzelhisar” adını vermiş, bu ad 17. yüzyıla kadar kullanılmış, zamanla “Aydın” adı yaygınlaşmıştır. Günümüzde Aydın, Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. ili olarak tarihî ve kültürel mirasıyla önemli bir merkez olmayı sürdürmektedir. Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (t.y.). Tarihçe. https://aydin.ktb.gov.tr/TR-64356/tarihce.html
- Muğla İngilizce Dijital Kitapçık | e-zeytinrotası
Muğla'da neler yenir, nereler gezilir, neler alınır, sorusuna cevap veren dijital kitapçık (İngilizce) Next
- Kırmızı Buğday Zeybeği | e-zeytinrotası
İzmir'in yöresel halk oyunlarından olan Kırmızı Buğday Zeybeği Next izmir kırmızı buğday zeybeği
- Balıkesir'in Tarihi | e-zeytinrotası
Balıkesir şehrinin geçmişten günümüze kadar olan kısa tarihi verilmiştir. Balıkesir'in Tarihi Balıkesir ve çevresi eski çağlarda Misyalıların yaşadığı bir bölgeydi. Misya halkı bağımsız bir devlet kuramamış, Truva, Hitit, Frig, Pers, Makedon ve Bergama Krallığı gibi birçok devletin egemenliği altında yaşamıştır. MÖ 129’da bölge Roma hâkimiyetine girerken, MS 395’te Doğu Roma (Bizans) sınırları içinde kalmıştır. 670–678 yılları arasında Arapların İstanbul kuşatması sırasında bölge ilk kez Müslümanlarla tanışmış, fakat kuşatma başarısızlıkla son bulmuştur. 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamış, 1076’da bölgedeki Misya şehirleri Selçuklu hâkimiyetine girmiştir. Haçlı Seferleri sonrasında Bizans bölgeyi geri alsa da 13. yüzyıldan itibaren Türkmen akınları ve göçleriyle bölge yeniden Türkleşmiştir. XIII. yüzyıl sonunda Karesi Beyliği kurulmuş, Balıkesir merkez olmak üzere geniş bir coğrafyada hâkimiyet sağlamıştır. Güçlü deniz gücüyle dikkat çeken bu beylik, iç karışıklıklar sonrası 1345’te Orhan Gazi tarafından Osmanlı Devleti’ne katılmıştır. Böylece Osmanlılar hem askerî hem de denizcilik bakımından önemli bir güç kazanmıştır. Balıkesir, Osmanlı döneminde Karesi Sancağı olarak yönetilmiş ve zaman zaman kıtlık, isyan ve göçlerle karşılaşmıştır. 1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı ve Balkan Savaşları sonrasında bölgeye yoğun göçmen yerleşmiş; Rusya, Bulgaristan ve Kafkasya’dan gelen Müslüman halk Balıkesir’e sığınmıştır. Osmanlı’nın mali çöküşü sırasında Düyûn-ı Umûmiye idaresi bölgede vergi toplama yetkisi kullanmıştır. I. Dünya Savaşı’nın ardından Yunan ordusu Batı Anadolu’yu işgal etmeye başlayınca Balıkesir’de halk direnişe geçti. 18 Mayıs 1919’da Redd-i İlhak Heyeti kuruldu ve ardından Balıkesir Kongreleri toplandı. Kuva-yı Milliye birlikleri bölgede Yunan ilerleyişine karşı mücadele etti. Düzenli ordunun kurulması ve Sakarya Zaferi sonrası Türk kuvvetleri üstünlük sağlayarak 1922’de Yunan işgalini sonlandırdı. Balıkesir ve çevresi Eylül 1922’de tamamen kurtuldu. Ardından Osmanlı Devleti tarihten çekildi ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. (t.y.). Balıkesir ilinin tarihi. Balıkesir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. https://balikesir.ktb.gov.tr/TR-65829/balikesir-ilinin-tarihi.html
- Kadıoğlu Zeybeği | e-zeytinrotası
Aydın'ın yöresel halk oyunlarından olan Kadıoğlu Zeybeği Next Aydın Kadıoğlu Zeybeği


