Boş arama ile bulunan sonuçlar
- Hikaye Anlatıcılığı (Storyteiling) | e-zeytinrotası
e-zeytin rotası, kullanıcıları zeytin rotası üzerinde olan şehirlerdeki gezilecek, görülecek yerleri ve o yörenin yöresel yemekleri hakkında bilgilendirir. Ayrıca o yörenin halk oyunlarını ve edebi eserlerini zeytini baz alarak açıklar. Next Efes'in Hikayesi Efesin Hikayesi Yapay Zeka 00:00 / 02:36 Çok çok eski zamanlarda, bugün Aydın ve İzmir’in arasında kalan o bereketli topraklarda, denizin kıyısına bakan küçük bir yerleşim vardı. Rivayete göre bu topraklara ilk gelenler, cesaretleriyle ün salmış Amazon kadın savaşçılarıydı. Dağların rüzgârı ve denizin sesi arasında bir tapınak kurdular; tanrıçaları Artemis’in adını verdiler bu yere. Yıllar geçti, yüzyıllar aktı. Derken bir gün, deniz aşırı diyarlardan İyonlar geldi. Onlar buranın güzelliğine hayran kaldılar ve küçük yerleşimi bir kente dönüştürdüler. “Efes” dediler adını; bereketin ve ticaretin şehri olacaktı. Efes büyüdü, zenginleşti. Öyle ki dünyanın dört bir yanından insanlar, görkemini görmek için buraya akın etti. Bunda en büyük pay, devasa mermer sütunlarıyla yükselen Artemis Tapınağı’nındı. O kadar görkemliydi ki, antik dünyanın yedi harikasından biri sayıldı. Tapınağın önündeki meydan, sürekli tütsü kokar, dua edenlerin sesleri gün boyu yankılanırdı. Zaman ilerledi, Efes Roma İmparatorluğu’nun gözbebeği hâline geldi. Sokaklar mermerle kaplandı, büyük kütüphaneler, tiyatrolar ve anıtlar inşa edildi. Günün her saati limandan gemi sesleri yükselirdi; uzak ülkelerden tüccarlar gelir, ipekler, baharatlar ve değerli taşlar taşırlardı. Ama Efes sadece ticaretin şehri değildi. İnanca göre Meryem Ana, ömrünün bir bölümünü bu sessiz tepelerde geçirdi. Havari St. Jean, İncil’in satırlarını burada kaleme aldı. Böylece şehir hem kadim tanrıların hem de yeni bir inancın izlerini taşıyan kutsal bir merkez hâline geldi. Fakat hiçbir şehir sonsuz değildir. Zamanla Menderes Nehri’nin taşıdığı kumlar, limanın ağzını doldurmaya başladı. Gemiler artık şehre yaklaşamaz oldu. Ticaret durdu; sokaklardaki kalabalık yavaş yavaş azaldı. Ardından depremler geldi, savaşlar yaşandı… Ve bir gün, koca şehir sessizliğe gömüldü. Yüzyıllar boyunca Efes, toprağın altında uyuyan bir dev gibi unutuldu. Ta ki bir gün, arkeologların kürekleri o eski taşlara dokunana kadar… Bugün Efes yeniden güneşin altında. Celsus Kütüphanesi hâlâ dimdik ayakta, Mermer Cadde hâlâ eski adımların izlerini taşıyor. Şimdi Efes, geçmişin hikâyesini fısıldayan bir şehir. Ona kulak veren herkes, yüzyılların içinden gelen o büyük uygarlığın nefesini hâlâ hissedebilir. Manisa'nın Hikayesi Manisa'nın Hikayesi Mehmet Gürbüz 00:00 / 03:19 Manisa Ovası’nın bereketli topraklarında çok eski zamanlarda, Yund Dağı’nın eteklerinde küçük bir köy varmış. Bu köyün halkı yüzyıllardır zeytincilikle geçinirmiş; fakat köyün ortasında herkesin saygı duyduğu çok yaşlı bir zeytin ağacı bulunurmuş. Derler ki bu ağaç, köy kurulmadan çok önce de oradaymış. Gövdesi çatlamış, dalları rüzgârda türkü söylermiş. Köylüler ona “Ana Zeytin” dermiş; çünkü kimse onun yaşını bilmezmiş. Bir gün köye büyük bir kuraklık gelmiş. Aylarca yağmur yağmamış, tarlalar sararmış, zeytin ağaçları birer birer kurumaya başlamış. Köylüler çaresiz kalmış; ne kadar dua edip su taşısalar da hiçbir şey değişmiyormuş. Köyde Elif adında genç bir kız yaşarmış. Elif, kuruyan tarlaları görünce içi acırmış; her sabah Ana Zeytin’in gövdesine dokunur, “Dayan ana, sen dayanırsan köy de dayanır,” dermiş. Bir gece, rüzgârın uğultusu altında Elif garip bir ses duymuş. Sanki biri ona sesleniyormuş gibi… Dışarı çıkmış, sesin Ana Zeytin’den geldiğini fark etmiş. Ağacın yaprakları hafif hafif kıpırdamış ve bir fısıltı işitmiş: “Toprak susuz değil kızım… Sevgi ister, emek ister. Bir avuç suyu bana değil, köyün toprağına dök.” Elif şaşkınlıkla sabaha kadar düşünmüş. Sabah olduğunda, köylüleri toplamış ve Ana Zeytin’in söylediklerini anlatmış. Köylüler önce inanmamış ama başka çareleri de kalmamış. Herkes elindeki son suyu—kimisi bir testi, kimisi bir tas—ayırıp köyün dışındaki kuruyan toprağa dökmüş. Suyun toprağa değdiği anda rüzgâr hafifçe esmiş, gökyüzü karararak yağmur bulutları toplanmış. O gün başlayan yağmur üç gün üç gece sürmüş. Tarlalar yeniden yeşermiş, kuruyan zeytin ağaçları dirilmiş. Ama en ilginç olan, köylüler geri döndüğünde Ana Zeytin’in dallarının yeni sürgünlerle canlanmış olmasıymış. O günden sonra köy halkı her yıl hasat zamanı ilk zeytini Ana Zeytin’in dibine bırakırmış. Çünkü inanırlarmış ki; Zeytin ağacı sabırdır, berekettir; sevgiyle bakılınca yeniden doğar. Ve Manisa’nın zeytinlikleri, o günden sonra hep bollukla anılmış. Atina'nın Hikayesi Atina'nın Hikayesi Ahmet Ormancı 00:00 / 05:30 Atina şehrinin ismi nereden gelir? Poseidon ve Athena nasıl bir yarışa giriştiler? Athena ve Poseidon yarışırken neler oldu? Bu yarışı kim kazandı? Mitolojide bahsedilen birçok hikaye aslında günümüzde bazı şeylerin isimlendirilmesinin kaynağını oluşturuyor. Şehirler, bazı hayvanlar ve bunların davranışları ya da günümüzde tıpta da kullanılan bazı terimler, mitolojide anlatılan olaylar neticesinde isimlendirilmiş. Topuğumuzun üstündeki tendona Aşil (Achilleus) Tendonu denmesi, horozun sabahları ötmesi, yılanın deri değiştirmesi ya da Mithridatizm (zehire bağışıklı olmak) gibi isimler bu örneklerden sadece birkaçı… Her ne kadar bu hikayeler yazarına göre bazı farklılıklar gösterse de aslında özünde aynı kalmayı başarmışlar. Bunlardan bir tanesi var ki hem iki büyük Olimpos tanrısının mücadelesine değinmiş, bunun ardından atın ve zeytin ağacının ortaya çıkışına vesile olmuş, sonunda da bir şehrin isimlendirilmesiyle son bulmuş. Tabii ki Athena ve Poseidon’un mücadelesinden bahsediyoruz. Antik çağların en önemli şehirlerinden olan Attika’nın ilk kralı olarak bilinen Kekrops, hüküm sürdüğü kenti de kendi adıyla adlandırmaya başlar. Kent Kekropia adıyla adlandırılır. Fakat bu güzel, bereketli şehir Olimpos tanrılarının dikkatinden kaçmaz ve böylesine güzel bir şehrin kendi adlarıyla anılmasını isterler. Tabii aynı zamanda kentin koruyucu tanrısı da olacaklardır. Bu iş için Olimpos’tan birçok tanrı ve tanrıça talip olur. Ancak bunların arasında ikisi vardır ki diğerlerinden daha hevesli ve isteklidirler. Bir tarafta denizlerin ve depremin tanrısı, Zeus’un kardeşi ve Olimpos’un 3 büyük tanrısından biri olan Poseidon; diğer tarafta ise Zeus’un kafasından doğmuş, Zeus ile Metis’in kızı, akıl, bilgelik, sanat tanrıçası Athena… İki büyük, söz sahibi tanrı ve tanrıça bu kente talip olunca tabii karar vermek de çok kolay olsa gerek. Dolayısıyla Zeus’a giderler. Zeus da bir yarışma düzenlemeye karar verir. Her kim kent için daha faydalı bir şey yapacak olursa, bundan sonra kentin onun olacağını söyler. Tabii hangi hediyenin daha iyi olduğuna da kentin halkı karar verecektir. Yani bir seçim yapılacaktır. İlk olarak Poseidon hediyesini vermek üzere yüksek bir yerde kayaya çıkar. Triton olarak adlandırılan üç uçlu yabasını kayaya vurduğunda yer sarsılır, yarılır ve su çıkar. Kentin su ihtiyacını sonsuza dek giderdiğini düşünür. Ancak bu su denizin tuzlu suyudur. Ya da farklı anlatımlara göre de Poseidon asasını yere vurduğunda yer yarılır ve at ortaya çıkar. İnsanlara ulaşımda, tarımda, savaşta benzersiz faydalar sağlayacak olan bir canlı. Hatta daha sonra Poseidon’un simgelerinden birisi de attır. Belki de bu at Troya Atı’dır. Sıra Athena’ya geldiğinde ise asasını yere vurur. Yer yarılır ve bir zeytin ağacı ortaya çıkar. Poseidon gibi ihtişamlı bir şov yapmaz belki ama insanların gıda ihtiyacını karşılayabilecek, hem de sağlıklı bir şekilde karşılayabilecek zeytinin ağacını ortaya çıkarır Athena. Kimilerine göre Olimpos tanrılarının, kimilerine göre kent sakinlerinin seçimi sonucu zeytini insanlara veren Athena seçilir. Zeytin ağacından elde edilebilecek ürünlerin insanlığa daha faydalı olduğuna kanaat getirir seçimi yapanlar. Bu seçimden dolayı öfkelenen Poseidon, şehrin üzerine büyük bir sel gönderip büyük zararlar verir. Ancak ne olursa olsun nu büyük yarışın kazananı akıl ve bilgelik tanrıçası olan Athena olmuştur. İşte bu andan itibaren şehir de artık Athena’nın adıyla adlandırılmaya başlanır. Yunanistan’ın başkenti olan Athens yani Atina…
- Çanakkale'nin Tarihi | e-zeytinrotası
e-zeytin rotası, kullanıcıları zeytin rotası üzerinde olan şehirlerdeki gezilecek, görülecek yerleri ve o yörenin yöresel yemekleri hakkında bilgilendirir. Ayrıca o yörenin halk oyunlarını ve edebi eserlerini zeytini baz alarak açıklar. Çanakkale'nin Tarihi Eski çağlarda HELLESPONTOS ve DARDANEL olarak anılan Çanakkale M.Ö. 3000 yılından beri yerleşim alanı niteliğini korumuştur. Erken Bronz Dönemi’nden bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan Çanakkale; Çanakkale Boğazı sayesinde Anadolu ile Avrupa ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan iki geçit bölgesinden biridir. Bu özelliği nedeniyle oldukça zengin bir tarihi vardır. Yörede yaşayan topluluklara ekonomik ve askeri üstünlük sağlamış, onlar da uygarlık alanında çağdaşlarını geçmişlerdir. Ancak bu durum, yöreyi çeşitli göç ve istila hareketlerinin hedefi yapmıştır. Değişik tarihlerde yerleşmek ya da yağmalamak amacıyla bölgeye gelenler olmuş, her iki durumda belirli kültür alışverişini yoğunlaştırmıştır. Bu kültürel yoğrulma, yüzyıllar boyu kesintilerle sürmüş, bunun sonucu oldukça renkli bir kültür mozaiği ortaya çıkmıştır. Boğazın en dar yerinde Fatih Sultan Mehmet döneminde Rumeli yakasında Sestos dolaylarında Kilitbahir, Anadolu yakasında Abydos dolaylarında Sultaniye (Kale-i Sultaniye) ya da Çanak Kalesi adı ile anılan kaleler yapılmıştır. Bugünkü Çanakkale İli’nin adı Anadolu yakasındaki Çanak Kalesinden gelmektedir. Yörenin en eski halkı Beşiktepe ve Kumtepe yerleşmelerinden bilinen Kalkolitik Dönemin yerli halkıdır. Bunları, İ.Ö. 3000′lerden 1200′lere kadar herhangi bir dış etki altında kalmadan yaşamlarını sürdüren Troya halkı izler. Bundan sonra sırasıyla Troya Savaşları ile Akalar, Ege göçleri ile çeşitli kavimler gelmiştir. En son olarak Sicilyalı Komutan Roger De Flor’un ölümüyle buyruğundaki Katalonyalılar bir süre etkinliklerini sürdürseler de, daha sonra Türkler’le yaptıkları bir anlaşma gereği, Çanakkale ve yöresini Türk Beylerine bırakmışlardır. M.Ö. 3000 yılında kurulan L Troia, M.Ö. 2500 yıllarında bir depremle yıkılmıştır. Bundan önce de yörede eski yerleşmelerin bulunduğu bilinmektedir. Dardanos kentinin I. Troia’dan önce kurulduğu düşünülmektedir. Kuruluş önceliği 100-150 yıl kadardır. M.Ö. 1200′lerde kuzeyden gelen “deniz kavimleri”nin göçü ile bölgede ve Anadolu’da yazılı tarih açısından karanlık dönem başlamıştır. Bölge, M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu’da büyük bir güç haline gelen Lydia Krallığı’nın egemenliğine girmiş, M.Ö. 5. yüzyılda Perslerin gelmesiyle, Pers etkisi artmaya başlamış, M.Ö. 386 yılında Persler ve Spartalûar arasında yapılan “Kral Barışı” ile bölgede kesin olarak Pers egemenliği sağlanmıştır. M.Ö. 334′te Makedonya Kralı Büyük İskender’in Pers ordusunu Biga Çayı (Granikos) yakınlarında bozguna uğratmasıyla Anadolu’da Pers hakimiyeti gerilemeye başlamıştır. İskender’in Ölümünden sonra İskender’in komutanları bölgede iktidar mücadelesine girişmişlerdir. Bergama Krallığı’nın hakimiyeti ve Galat istilaları döneminden sonra, Roma’nın bölgedeki hakimiyet kurma çabaları sırasında Diktatör Sulla, Gelibolu’ya kadar gelmiştir. Bölge, Roma ve Bizans dönemlerinde limanlarıyla da önem kazanmıştır. Osmanlıların Akdeniz’de egemenlik kurma istekleri, onları Balkan Yarımadası’ndaki fetihlere, Gelibolu ve yöresinden başlamaya yöneltmiştir. Gelibolu’da bir tersanenin kurulmasıyla birlikte Çanakkale’deki Osmanlı egemenliği daha da artmıştır. Boğazın önemi Çanakkale Savaşları’nda (1. Dünya Savaşı’nda) bir kez daha gündeme gelmiş ve düşman donanması 18 Mart 1915 tarihinde bozguna uğratılmıştır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. (t.y.). Çanakkale’nin tarihi. Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. https://canakkale.ktb.gov.tr/TR-70468/tarihce.html
- Yalova Türkçe Dijital Kitapçık | e-zeytinrotası
Yalova'da neler yenir, nereler gezilir, neler alınır, sorusuna cevap veren dijital kitapçık (Türkçe) Next
- Sesli yol arkadaşım | e-zeytinrotası
Görme engelli vatandaşlarımız için Dijital Kitapçıklarımızı seslendirdik. Sesli Yol Arkadaşım Sitemizin bu bölümünde görme engelli vatandaşlarımıza özel dijital kitapçık için sesli rehber oluşturduk. Muğla 00:00 / 05:46 Balıkesir 00:00 / 05:49 Aydın 00:00 / 05:22 Çanakkale 00:00 / 05:36 Manisa 00:00 / 05:45 Bursa 00:00 / 05:00 İzmir 00:00 / 05:22 Yalova 00:00 / 05:13
- Aydın'ın Tarihi | e-zeytinrotası
e-zeytin rotası, kullanıcıları zeytin rotası üzerinde olan şehirlerdeki gezilecek, görülecek yerleri ve o yörenin yöresel yemekleri hakkında bilgilendirir. Ayrıca o yörenin halk oyunlarını ve edebi eserlerini zeytini baz alarak açıklar. Aydın'ın Tarihi Büyük Menderes Havzası, elverişli iklimi ve bereketli toprakları sayesinde tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış; Aydın da bu kültürel süreçte önemli bir merkez olmuştur. Bölgede yapılan araştırmalar, yerleşimin kökenini Beşparmak Dağları’ndaki kaya resimleriyle günümüzden 10 bin yıl öncesine, Aydın kent merkezindeki Deştepe (Dedekuyusu) Höyüğü ile MÖ 4500’lere kadar götürmektedir. Hitit kaynaklarında “Seha” Nehri (Büyük Menderes) çevresi ve “Lukka” ülkesi olarak anılan bölgede Efes, Milet, Priene, Alinda ve Alabanda gibi şehirlerle birlikte Aydın (Tralleis) de önemli bir yer tutmuştur. Tralleis’in Argoslu ve Trakyalı kavimlerce kurulduğu, MÖ 8–7. yüzyıllarda Trakyalı göçmenlerin bölgeye yayıldığı bilinmektedir. Kent, Persler, Spartalılar, Büyük İskender ve Hellenistik krallıklar arasında el değiştirmiş; Roma döneminde deprem sonrası Augustus tarafından onarılmış ve “Caesarea” adını almıştır. Bölgede Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Tralleis, 12. yüzyılda Türklerin eline geçmiş; 1282’de Menteşe Bey tarafından alınmış, daha sonra Aydınoğulları’na geçmiş ve 1426’da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde sancak, eyalet ve vilayet merkezi olan Aydın; 1919’da Yunan işgaline uğramış, 7 Eylül 1922’de kurtarılmıştır. Türkler kente “Güzelhisar” adını vermiş, bu ad 17. yüzyıla kadar kullanılmış, zamanla “Aydın” adı yaygınlaşmıştır. Günümüzde Aydın, Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. ili olarak tarihî ve kültürel mirasıyla önemli bir merkez olmayı sürdürmektedir. Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (t.y.). Tarihçe. https://aydin.ktb.gov.tr/TR-64356/tarihce.html
- Bursa İngilizce Dijital Kitapçık | e-zeytinrotası
Bursa'da neler yenir, nereler gezilir, neler alınır, sorusuna cevap veren dijital kitapçık (İngilizce) Next
- İzmir'in Tarihi | e-zeytinrotası
İzmir şehrinin geçmişten günümüze kadar olan kısa tarihi verilmiştir. İzmir'in Tarihi Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos (Yamanlar) Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü. Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır. 1955'ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün katkıları büyük olmuştur. Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler genelde, ki bunlar Troya Savaşlarından sonra kurulan Aiol, İon ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar; Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenlilerden olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı takdirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı'nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde yer aldı. M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı. İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (t.y.). Tarihçesi. https://izmir.ktb.gov.tr/tr-91057/tarihcesi.html
- Karagöze Baktıran Zeybeği | e-zeytinrotası
Manisa Soma'nın yöresel halk oyunlarından olan Karagöze Baktıran Zeybeği Next Manisa Karagöze Baktıran Zeybeği
- Manisa İngilizce Dijital Kitapçık | e-zeytinrotası
Manisa'da neler yenir, nereler gezilir, neler alınır, sorusuna cevap veren dijital kitapçık (İngilizce) Next
- Konuşma Dizisi (Podcast) | e-zeytinrotası
e-zeytin rotası, kullanıcıları zeytin rotası üzerinde olan şehirlerdeki gezilecek, görülecek yerleri ve o yörenin yöresel yemekleri hakkında bilgilendirir. Ayrıca o yörenin halk oyunlarını ve edebi eserlerini zeytini baz alarak açıklar. Konuşma Dizisi(Podcast) 00:00 / 04:54
- Balıkesir İngilizce Dijital Kitapçık | e-zeytinrotası
Balıkesir'de neler yenir, nereler gezilir, neler alınır, sorusuna cevap veren dijital kitapçık (İngilizce) Next


