top of page

Edebi ve Sanatsal İçerik

Sitemizin bu bölümünde zeytin rotası üzerindeki şehirlerimizin türkülerini ve hikayelerini,  manilerini derleyip sunduk

AYDIN

Türkü

Eklemedir Koca KonakMuhammed Ensar Bülbül
00:00 / 02:04

Türkünün Hikayesi

Kültürel açıdan fazlaca aşina olduğumuz ve çok değer verdiğimiz bir türkü olan Eklemedir Koca Konak türküsü; Ahmet Yamacı ve Kemal Kazdağı tarafından derlenerek notaya alınmıştır. Eklemedir Koca ''Kavak'' olarak da bilinen ve söylenen bu türkünün güzelliği, çeşitli bölgelerin yine bu türküyü kendilerine mal etmelerine sebep olmuş ama repertuarda Aydın bölgesine ait olduğu da bilinmektedir. Eklemedir Koca Konak hikayesi ise şu şekildedir; Rivayete göre; bir beyefendi, 19. Yüzyıl içerisinde, günümüz coğrafyasında, İstanbul'dan Denizli ilinin bir ilçesi olan Buldan'a göç eder. Bu beyefendi Buldan'a, inanılmaz güzellikte bir konak yaptırır. Aydın Paşası'nın kulağına kadar bu konağın namı gider. Paşa, kendi adamlarını Buldan'a göndererek; konağın incelenmesini ve kulağına geldiği gibi çok gösterişli ve kendi konağından daha güzel ise, bu konağı yakarak yıkmalarını emreder. Paşanın adamları aldıkları emir üzerine intikal ederler ve konak sahibi Bey'in konağını yakarlar. Konağından asla vazgeçemeyen beyefendi ise, daha sonra bu konağa çeşitli eklemelerde bulunarak, mevcut konağını kurtarmak için çabalar. Bölge halkı ise bu duruma şahit olarak, olayı türkülere dökerler.

Mani

Pampır gelir Aydın’dan
Garlı dağın ardından
Yörük çoban ne bilir
Bu sevdanın dadından

MANİSA

Türkü

Sendeki KaşlarMelis Ezgin
00:00 / 01:32

Türkünün Hikayesi

Manisa yöresine ait “Sendeki Kaşlar” türküsü, kaynağı sözlü kültüre dayanan anonim bir halk türküsüdür ve belirli bir kişi ya da yazılı bir olay kaydına bağlanmaz. Türkü, derin bir hayranlıkla başlayan fakat kavuşma imkânı bulunmayan bir sevdayı konu alır; sözlerde sevgilinin kaşları üzerinden yapılan betimleme, halk edebiyatında güzelliğin ve gönlü yaralayan çekiciliğin sembolü olarak kullanılır. Anlatıcı, sevdiğine duyduğu ilgiyi açıkça dile getiremez; bakışlarla, ima yoluyla ve içten gelen bir sitemle konuşur. Bu durum, dönemin Manisa ve çevresindeki toplumsal yapıyı, özellikle aile baskısını ve gençlerin duygularını doğrudan ifade edemediği geleneksel yaşamı yansıtır. Türküdeki hüzünlü anlatım, sevgilinin farkında olmadan gönül yakmasını ve âşığın sessizce çektiği acıyı vurgular. Bu yönüyle “Sendeki Kaşlar”, tek bir aşk hikâyesinden ziyade, Ege insanının içli, ağırbaşlı ve derin duygularını yansıtan; zamanla farklı varyantlarla söylenmiş, ama özündeki sitem ve hayranlık duygusunu korumuş bir Manisa türküsüdür.

Mani

Ak üzümün salkımı Benim yârim saklı mı? Saklı ise çıkarın Kaybederim aklımı 

BALIKESİR

Türkü

Edremitin GeliniYasemin Uğurlu Bülbül
00:00 / 02:04

Türkünün Hikayesi

Fatma, Edremit'in varlıklı bir ağasının güzeller güzeli kızıdır. Ali ise yakışıklı ve çalışkan bir yiğittir. Birbirlerine aşık olan Fatma ve Ali, gizlice görüşmeye başlarlar. Aşkları büyüdükçe evlenmek isterler. Fakat Fatma'nın babası, kızını Ali gibi fakir bir delikanlıya vermeyi kabul etmez.

Fatma ve Ali, babanın engelini aşmak için kaçmaya karar verirler. Bir gece yarısı, Edremit'ten bir gemiye binerek Bursa'ya doğru yola çıkarlar. Gemideyken Fatma hastalanır ve hayatını kaybeder.

Fatma'nın ölümüne dayanamayan Ali, sevdiği kadının cansız bedenini denize atar ve Edremit'e geri döner. Acı ve keder içinde yaşayan Ali, kısa süre sonra da tüberküloz hastalığına yakalanır ve vefat eder.

Edremit'in Gelini türküsü, Fatma ve Ali'nin trajik aşk hikayesini anlatan ve Ege Bölgesi'nde en çok sevilen türkülerden biridir. Türküde Fatma'nın güzelliği, Ali'nin acısı ve iki gencin trajik sonu duygusal bir dille dile getirilir. Edremit'in Gelini türküsü, sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda ezilenlerin ve kaderine mahkum olanların da hikayesidir.

Mani

Bahar geldi gül açtı Yaşmak aldıramazsın. Bülbüller yuvadan uçtu Alıp dolduramazsın

BURSA

Türkü

Zeytinyağlı Yiyemem AmaPelin Küssen Osmanoğlu
00:00 / 02:00

Türkünün Hikayesi

Bursa yöresine ait olan ve 2 Kasım 1954’te İhsan Kaplayan’dan derlenerek Muzaffer Sarısözen tarafından kayıt altına alınan bu türkü, anlatıldığına göre yalnızca bir halk ezgisi değil, aynı zamanda 2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan büyük bir dönüşümün sembolü hâline gelir; 1947’de önerilip 1948–1951 yılları arasında uygulanan Marshall Planı kapsamında Türkiye dâhil 16 ülkeye sunulan ABD kaynaklı ekonomik yardım, görünürde kalkınmayı amaçlarken, gerçekte ABD’nin mısır fazlasını eritme stratejisinin bir parçası olur ve şartlardan biri Türkiye’nin mısırözü yağı satın almasıdır; bu süreçte ülkede ilk margarin fabrikası kurulur, yüz binlerce zeytin ağacı sökülür, kalan ağaçlardan elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD’ye satılırken halk mısırözü yağına ve katı yağlara yönlendirilir; zeytinyağını seven toplum, “ısıtılınca kanser yapar” gibi bilimsel temeli olmayan söylemlerle ondan soğutulur, oysa zeytinyağı en yüksek dumanlaşma derecesine sahip yağlardan biridir; yetmezmiş gibi, bugün halkla ilişkiler çalışması denebilecek yöntemlerle “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman” sözleriyle türküleştirilen bir algı yaratılır ve bu ezgi ülkenin en popüler türkülerinden biri hâline gelir; katı yağa mahkûm edilen halk, 20–30 yıl içinde bir kaşık yağa muhtaç duruma düşerken, basma giyen kadınlar da zamanla sentetik giysilerle tanıştırılır ve böylece bir türkü, bir dönemin ekonomik, kültürel ve toplumsal dönüşümünün hikâyesine dönüşür.

Mani

Bursa'nın kestanesi
Bir kilo birtanesi
Benim sevdiğim kişi
Bir evin birtanesi

MUĞLA

Türkü

ÇökertmeHakan Cabuş
00:00 / 02:11

Türkünün Hikayesi

Bodrum’un eski zamanlarında, mertliği ve yiğitliğiyle tanınan Halil Efe ile can dostu İbrahim Çavuş, yokluk içindeki halkın sevgisini kazanmış iki yakın arkadaştır; geçimlerini Yunan adalarına tütün götürüp karşılığında içki ve kahve getirerek sağlarlarken, Halil Efe güzelliğiyle ün salmış, çakır gözlü Gülsüm’e sevdalıdır ve bu aşk tüm kasabanın bildiği bir gönül birliğine dönüşür. Ancak kibri ve otorite hırsıyla tanınan Çerkes Kaymakam, halktan gelen kışkırtmalarla bu iki yiğidi yakalamak için bir tuzak kurar; Halil Efe her ne kadar durumu sezerek iniş yerini Aspat yerine Bitez Yalısı olarak duyursa da, fırtınalı ve sisli bir gecede kader onları gerçekten Bitez Yalısı’na sürükler. Karaya çıkar çıkmaz kurulan pusuda Halil Efe ve İbrahim Çavuş kurşunlanarak öldürülür, Bodrum halkı ve özellikle Gülsüm derin bir yasa boğulur. Bu acı olaydan geriye ise Halil Efe’nin yiğitliğini, Gülsüm’ün gözlerini ve yaşanan haksızlığı anlatan, “Çakır da gözlü Gülsüm’ümü Çerkes Kaymakam aldı” dizeleriyle hafızalara kazınan bir türkü kalır.

Mani

Zeytin yaprağın dökmez
Hayalin önümden gitmez Annem gözün kör olsun
Senin yaptığın kimseler yapmaz

İZMİR

Türkü

Evlerinin Önü MersinSelda Arslan
00:00 / 04:37

Türkünün Hikayesi

“Evlerinin Önü Mersin”, İzmir yöresine ait anonim bir halk türküsüdür ve temelinde kavuşamayan bir aşkın hikâyesi yer alır. Türkü, sevdiği kişiye ailesel ve toplumsal engeller nedeniyle ulaşamayan bir gencin duygularını anlatır. Sevenler aynı mahallede yaşamalarına rağmen birbirlerine açılamaz; bakışlarla yetinen, sessiz ve sabırlı bir bekleyiş hâkimdir.

Türküde geçen mersin ağacı, sevilen kişinin evinin önünde yer alan, her mevsim yeşil kalan bir simge olarak karşımıza çıkar. Bu ağaç, hem umudu hem de bitmeyen özlemi temsil eder. Genç, sevdiğinin evinin önünden geçerken konuşamaz ama içindeki acıyı ve hasreti bir ezgiye dönüştürür. Söylenen sözler, yaşanan ayrılığın ve sitemin sade ama etkili bir ifadesidir. Zamanla bu kişisel hikâye anonimleşmiş, türkü dilden dile aktarılarak Ege insanının aşk, hasret ve kader karşısındaki duygularını yansıtan ortak bir anlatıya dönüşmüştür. Bu yönüyle “Evlerinin Önü Mersin”, sadece bir aşk hikâyesi değil, kavuşamayan herkesin duygusunu taşıyan güçlü bir halk türküsüdür.

Mani

Zeytinyağ şişesini 
Doldur yarim akmasın Gözlerine tembih et Başkasına bakmasın

ÇANAKKALE

Türkü

Çemberimde Gül OyaBilgem Uygun
00:00 / 03:29

Türkünün Hikayesi

 Çemberimde Gül Oya türküsü Çanakkale yöresine ait bir türküdür. Türkünün sözleri Kamil Nizam Bigalı tarafından yazılmış ve Ahmet Yamacı tarafından derlenmiştir.Türkünün hikayesi sonu hasretle, hüzünle biten bir aşk hikayesidir. Zaten aslında türküyü büyük yapan da aşıkların kavuşamamalarıdır. Çanakkale, Biga ilçesinde yaşayan Zarife ve Ümit bu aşk hikayesinin baş aktörleridir.Zarife ve Ümit birbirlerini çok sevseler de, Zarife'nin ailesinin siyasi görüşleri ile Ümit'in görüşlerinin uyuşmaması onlar için büyük bir engel oluşturmuştur. Zarife'nin babası evlenmelerine karşı çıkmıştır.Zarife, ailesi ile sevdalısı arasında bir seçim yapmak zorunda kalmış ve ailesinin yanında kalmayı seçmiştir. Ama aralarındaki aşk hiç bir zaman azalmamıştır.Zarife evde sürekli sessiz şekilde oturmakta ve oya işlemektedir. İşlediği oyalarla da sitemini, aşkını, hüznünü, özlemini ailesi ve çevresindekilere yansıtmaya çalışmıştır.
Ümit'in siyasi olaylar sebebiyle hapishaneye düşmesi ile kavuşmaları artık neredeyse imkansız hale gelmiştir. İşte bu türkü de kavuşamayan bu iki aşığın, birbirlerine duydukları hasret üzerine Zarife'nin hislerini işlediği oyalardan esinlenip yazılmıştır.

Mani

Gelibolu'ya girerken
Sağ tarafta karakol
Öp babamın elini
Babamın damadı ol

YALOVA

Türkü

İndim Havuz BaşınaMuhammed Ensar Bülbül
00:00 / 02:18

Türkünün Hikayesi

“İndim Havuz Başına” türküsü, Orta Anadolu ve İç Ege yörelerinde yaygın olarak bilinen, kaynağı sözlü kültüre dayanan anonim bir halk türküsüdür ve belirli bir kişiye ya da tekil bir olaya bağlanmaz. Türkü, kavuşulamayan veya karşılık bulamayan bir aşkın etrafında şekillenir; havuz başı ise eski Anadolu yaşamında gençlerin bir araya gelebildiği, bakışların ve duyguların sessizce konuştuğu kamusal ama duygusal açıdan mahrem bir mekân olarak karşımıza çıkar. Anlatıcı, sevdiğini görebilme umuduyla havuz başına inerken, bu bekleyiş çoğu anlatımda hüzün, özlem ve içe kapanan bir kırgınlıkla sonuçlanır. Sözlerde yer alan su, gece ve ay ışığı gibi imgeler, halk edebiyatında arınmayı, sabrı ve iç dünyadaki sızıyı simgelerken, sevgiliye kavuşamama durumu kader, aile baskısı veya toplumsal engellerle açıklanır. Türkü, bu yönüyle bireysel bir aşk hikâyesinin ötesine geçerek, Anadolu insanının duygularını açıkça dile getiremediği, içe atılmış sevgiyi ve sessiz acıyı yansıtır; bu nedenle kuşaktan kuşağa aktarılmış, farklı varyantlarla söylenmiş olsa da taşıdığı hüzünlü ve içten duygu hiç değişmemiştir.

Mani

Hey aşıyor aşıyor
Süt bakırdan taşıyor
Yalova'nın oğlanları
Kel kafayı kaşıyor

bottom of page